2 Kasım 2009 Pazartesi

Uzak İhtimal


Uzak ihtimal, uzun zamandır izlediğim en güzel film. film, aşık olmaması gereken iki insanın aşkını anlatıyor. Öyledir zaten bütün aşk filmleri; iki imkansız aşık. Ama bunu farklı yapan bir şeyler vardı sanki. Çok sessizdi, çok durgundu. Bir aşk coşkusu yoktu filmde. Çok olgun bir aşktı; yani tam bir imamla rahibenin aşkıydı.

8 Ekim 2009 Perşembe

29 Temmuz 2009 Çarşamba

3G


Nedir bu 3G alllah aşkına? Yok efendim neymiş birbirmizi görebilecekmişiz, uzakları yakın kılacakmışız. Yan yana oturuken birbirinin yüzüne bakmayan insanlar, araya mesafe girince neden bir an birbirlerine ölesiye bir muhabbet besliyormuş gibi davranırlar bilmiyorum. Aslında hiçbirimiz birbirimizin yüzüne bakmak için kullanmayacağız bu teknolojiyi. Yalnızca kullanacağız. Moda olduğu için, tüketmekten hoşlandığımız için kullanacağız. Birilerini zengin edeceğiz. Onlar bizden aldıklarını çatır çatır yerken biz de 'neden olmuyor yaa kameramı bozuldu acaba?' diye dertleneceğiz....Evet dünyanın bir ucunu gösterecek bu bize. Belki on saniye dahi suratına dikkatle bakmadığımız bir insanın suratına dakikalarca bakacağız. Uzakları yakın kılacağız ama yalnızca coğrafi uzaklıkları. Aynı evde farklı odalarda oturan insanların uzaklığını ise her geçen gün atrıracağız.

21 Temmuz 2009 Salı

Çekmece


The secret, sıradan kişisel gelişim kitaplarını ite kaka kendine saygın bir yer edindi. Bunun sebebi; mutluluğu değil, parayı vaad ediyor olması. Kitap ilk çıktığı zamanlarda-henüz diğer kişisel gelşim kitaplarıyla boğuşurken- pek fazla ilgimi çekmedi ama şöhret basamaklarını ağır ağır çıkmaya başlayıp, eş dostan hakkında tavsiyeler duymaya başladığım zaman, bir deneyeyim dedim. Bende görünümünden dolayı ilk bıraktığı intiba güzeldi. Bir küçük fıçıcık içi dolu turşucuk hesabı elinize almadan önce, boyutlarından dolayı gram olarak hesap ettiğiniz kitap ele alındıktan sonra kilo hesabıyla ölçülmeye başlanıyor. Tek başına bir kilo kabartmaları eder.Sayfalar deseniz el yazması gibi. Sadece bir hafta kitabı okşamakla geçti. Nihayet okumaya başladığımda beni görüntüsüyle alt üst eden bu kitap içeriğiyle hayal kırıklığına uğrattı. Tamamen 'armut piş ağzıma düş' felsefesi üzerine kurulmuş bir kitap. Yalnızca düşünerek kocaman şirketler kuruyoruz ve yine sadece düşünerek onları pat diye batırıyoruz. Bütün bunlar olurken biz evde çayımızı içiyor oluyoruz, yani ne kurduğumuzdan haberimiz var ne de batırdığımızdan. Her şey bizden haberisz olup bitiyor. Ee nerde bu işin heyecanı? Nerde o camlı binalardaki lüks ofisler, çalkantılı geçen iş yemekleri? Vel hasıl-ı kelam kitap beni çok doyurmadı, fakat bitirdikten sonra anlam veremediğim olaylarla karşılaştım. Şöyleki; uzuuunca bir süredir hiç görmediğim, duymadığım, söylemediğim bir şeyi hatırladığımda kısa bir zaman sonra kendisiyle muhattap oluyordum(jeanne d'arc, demet sağıroğlu, çikolata,1980....).Belki evvelden de olmuştu buna benzer olaylar ama kitapla ayrı bir anlam yüklenmişti. Daha sonra bir arkadaşıma(secret'ı okumuş) bu olaylardan bahsettim, oda kendisinede olduğunu, telaş yapmamam gerektiğini...vb söyledi. Bir ara bu güce egemen olmaya çalıştıysakta başaramadık. Yalnızca abuk subuk şeyler çekip durduk. Şimdi sadece eğlenmek için kullandığımız bir araç.

19 Temmuz 2009 Pazar

Orga Heveslendim.


Evde oturmanın dayanılmaz hafifliğine, artık gerçekten dayanamıyorum(çık gez o zaman). Sıkıntımı gidermek için her yeni güne farklı bir heyecanla başlamaya çalışıyorum. Tabii bunlar çok suni heyecanlar( kendini bir aristokrat gibi hissetmek, modacı olmak...).Bu günki takıntım ise; org almak. Nerdenmi aklıma geldi? Dün gece 'Dorion Gray'in resmi( Doğrusu 'portresi' dir. Show TV Dublaja çok ağırlık verdiği için(!) bunu gözden kaçırmış.) Diye bir film vardı. Bir roman uyarlaması. (Başarılı uyarlanıp uyarlanmadığı konusunda bir şey söyleyemeyeceğim, çünkü kitabını okumadım ama azimle arıyorum en kısa zamanda bulup okuyacağım.) Filmde baş karekter Dorion çok güzel piano çalıyordu. Ben de ondan etkilendim. Ee piano da çalamıyacağıma göre, mecburen orga heves ettim. Umarım hevesim biran önce geçer çünkü eğer almadan önce geçmezse, aldıktan sonra geçecek. Hemen ümit Besen geldi aklınıza biliyorum. Hayır ben clasic müzik çalıcam. Lütfen silin kafanızdan o ümit besen görüntüsünü. Yerine uzun saçlı, bigudili bir Beethoven, ya da ne bileyim bir Shopen koyun. Geçer geçer çok sürmez. Beni yarın korkutuyor...

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Bence Kalem Sat.


Mahallemize yeni bir kırtasiye dükkanı açıldı. Test kitaplarıyla dolu, yan ürün olarak naylon oyuncaklar satan bu kırtasiyenin vitrininde bir kaç hafta önce gördüğüm romanlar beni şaşırttı. Daha önceden Test kitapları satan bu kırtasiye, bir anda kitapçıya dönüşmüştü. Bir kaç hafta sadece vitrine baktım. Aşk-ı memnu'yu, dudaktan kalbe'yi, sinekli bakkalı.(Şimdi dikkatimi çekti bütün bu kitapların tv dizisi yapıldı. Bu yüzden koymuş olmasınlar vitrine.Pazarlama hilesi.) uzun uzun seyrettim. Bu gün nihayet elimde kitap olmamasından dolayı, o kırtasiyeyi ziyaret etme kararı aldım. Hem komşu bir hoş geldin demek lazım. İçeri girdiğimde beni ilk karşılayan SBS,ÖSS,KPSS,AlES... hazırlık kitaplarıydı. Onları görünce biraz hayal kırıklığına uğradım çünkü ben format tamamen değişti, kıratasiye kitapçı oldu zannediyordum. İkinci hayal kırıklığını dükkan sahibi, beni kitap! rafına götürünce yaşadım. Anlaşılan vitrini dolduran kitaplar, yalnızca vitrini dolduruyordu. Kitap rafında sadece 10-15 kitap vardı. Bütün bu rezalet( size belki öyle gelmemiş olabilir. Hatta ukalalık yaptığımı bile düşünüyor olabilirsiniz.) yetmezmiş gibi, birde adamın, başıma çırak olduğunu tahmin ettiğim küçük çocuğu dikmesi bardağı taşıran son damla oldu( yok canım taşıran dediysem bir şey olmadı.)Çocuk başımda dikilmekle kalmıyor, bana kitapların arka kapkalarını okuyor, kendince fikir vermeye çalışıyordu. Çocuğa kızmıyorum. 'Aferin' alma açlığı duyan her insan gibi onu anlayabiliyorum. Bütün tepkim adama. Madem kitap satmayı bilmiyorsun, niye diziyosun vitrinine albenili kitapları? Raftaki kitaplara-çocuk gözetiminde- biraz baktıktan sonra, 'vitrinde aşk-ı memnu vardı canım. Onu getirir misin?' dedim. Çocuk koşarak gitti. Kitabı getirdi. Tam arka kapağı sesli bir şekilde bana okumaya başlamıştı ki, 'aferin' almaya aç insanlara olan saygımı yitirerek, kitabı elinden çektim. Adam 'salak'lık limitini çoktan doldurmasına rağmen( dediğim gibi; benim gibi düşünmüyor olabilirsizin.) bir türlü doymuyordu. Bu sefer de çocuğa 'lan izlemedinmi geçen hafta(aşk-memnu'dan bahsediyo) reklamını yapsana kitabın' dedi ve ardındanda gevrek bir kahkaha attı. Her ne kadar kızmışta olsam, dili dışarda müşteri bekleyen bu insanları yüzüstü bırakmamak için( aslında kitabı almayı ne zamandır düşünüyordum.) kitabı aldım. Çıkarkende dışımdan 'iyi akşamlar' , içimden de 'elveda' dedim.

Google beni bulamaz ki!!


Google, bütün çabalarıma rağmen beni bulmuyor. Halbuki o kadar da gizlemedim kendimi. Kendi bilir peşinde koşacak değilim ama üzüldüğümüde söylemeden edemeyeceğim. Sen kimsin ya? -iyi ki sinirlenmemişim-Her türlü web sitesini arıyorsun , buluyorsun. Ne porno siteler kalıyor, ne terör siteleri ama benim gibi kendi halinde bir garibanın bloğunu bulmuyorsun. İlla ki bir skandalamı adı karışmalı bloğumun. Ha eğer öyleyse onu da yaparım. Şunu anladım; kurtlar sofrası denen şey sanal dünyayı tanımlıyormuş. Kurtlar sofrasında garibanlara yer yoktur. Biliyorum, ezecekler beni gün gelecek kimse okumayacak yazılarımı- o gün baya uzun sürdü- ama beni ilk sırtımdan bıçaklayan, müdavini olduğum, açılış sayfası mertebesine yükselttiğim google oldu. Ne kadar acıymış bir dostun kazığını yemek. En kısa zamanda bir skandala imza atacağım google ve 'a' bile yazınca ilk gelen sayfa benim sayfam olacak ve bu garip bir gün dünyaya egemen olacak